Birinci filmi on bin defa seyredebilirim.
Her karesi, her anı...
Mükemmel dondurma gibi...
Tadının nasıl olduğunu ilk bakışta anlayamıyorsun, ama kulaklıklar takıldı mı Willem Dafoe'nun kulağına, hop her şey değişiveriyor. Dafoe her hangi bir filmin bir karesinde sadece dursa bile o filmi güzelleştirir. Kardeşler, kendinden emin, oturan karakterleriyle kendilerine aşık ediyorlar. Dövmeler muazzam. Esprileri tadında...
Dinin hiçbir türlüsünü sevmiyorum ama Hristiyanlık bütün araç gerecini hikayeleştirerek kendisini çekici hale getirmeyi başarıyor. Ellerinde haçları, sırtlarında isa, iki yakışıklı, iyi kalpli insan. Şimdiki zamanın azizleri, kiliseyi de arkalarına almış hepimizin yapmak istediğini yapıyorlar.
Birinci filmle yatarım her gece ama ikinci film...
Aradan geçen 10 sene (filmde 8) elbette ki yaşlandırmış kardeşleri.(hatta o kadar ki her yakın planda sean patrick flanery gerçekten kendisi mi yoksa ona çok benzeyen birini mi oynatmışlar emin olamadım). İşten bu kadar uzak kaldıkları için mi bilmiyorum ama daha beceriksiz, daha geyik ve daha samimiyetsizler. Aslında tamamen birinci filmin devamı olmasına rağmen yine de gerekçeler, olaylar hep havada gibi... Havada derken karışık demek istemiyorum aksine çok yüzeysel, motivasyonların ayakları yere basmıyor. Birinci filmde onlara yardım eden herkes o anda karar vermiş ve yapmışken, şimdi saints çetesi var gibi, bu da biraz rahatsız edici.
Devam filmleriyle aynı kaderi paylaşmış bir boondock saints var karşımızda.
Bütün bunlara rağmen 3. filmin işareti verilince insan sevinmeden edemiyor, hatta son sahneler, eğer yapılırsa 3. filmin ikincisinden daha güzel olabileceğinin sinyallerini de veriyor kanımca.
PS: ikinci filmde favori sahnem babanın bardan içeri girip işini yaptığı sahne :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder