11 Ekim 2012 Perşembe

GÖRÜNMEYEN-Ali Özgentürk 2011

Bela Bartok 1936 senesinde Türkiye'ye gelerek Türk Halk Müziği konusunda araştırma ve kayıtlar yapan bir Macar Besteci. Ali Özgentürk Bartok'un gelişi ve sayahatinden yola çıkarak günümüzde geçen bir aşk hikayesini anlatıyor. Yani sanıyorum. Film iki zamanda geçiyor. Bir taraftan 1936'da Bartok'un gelişi ve türküleri kaydettiği seyahati sırasında, onun yanında yer alan bir Türk Müzisyeni/Öğretmenin başına gelen hazin olayı, bir taraftan da günümüzde ailesinin yanına evlenmeyi düşündüğü sevgilisini götüren adamın ve o iki sevgilinin başından geçenleri izliyoruz. 1936'da öldürülen öğretmen oğlanın dedesi ve tesadüf bu ya adamın katili de kızın dedesi. Koca istanbul'da bunlar birbirini bulmuş. Kız ailesinden bahsederken olay bir patlıyor, bütün köy kıza düşman... Oğlan kafaları yiyor, nedeni belirsiz bir şekilde babası da intihar etmiş zaten, bir de dedesinin katilinin torunuyla evlenenecek olmanın yüküyle gerçeği bulmaya çalışıyor. Bu sırada 1936'da Nazım'la falan da arkadaş olan, devlet tarafından damgalanmış Öğretmenimiz artık zaten burada yaşamaktan bunalmış ama savaşın eşiğinde olan avrupaya bartok ile kaçamayacağını biliyor. Üzerine oynanan oyunları da biliyor ama yine de ölüme gidiyor. Kısaca böyle yani bu iş. Şimdi senaryoya girişiyorum: Birbiriyle ilişkili iki hikaye anlatıyorsun, olması muhtemel olmayan keskin bir bağ koyuyorsun ve dahası o geçmişle bu geleceği tamamen değiştiriyorsun. Fakat anlatmak istediğin hikayenin ne olduğu hiç belli değil. Bela Bartok'un yaptığı gezide onlarca türkü dinleyip kayıtları almasını da izliyoruz bir belgesel havasında, onun içinde öğretmenin bakışı, başına gelenleri izliyoruz, bir yandan katili ve onun bakışını izliyoruz. Hepsini aynı anda anlatmak isteyince her şey o kadar yüzeysel o kadar gerçeklikten uzak ve o kadar sıkıcı bir hal alıyor ki anlatamam. Diğer tarafa gelecek olursak; birbirlerini seven iki genç ve aileler ve memleketin dedikoducuları, türkücüleri, öğretmenleri, anlaşılan solcu olduğu için yaşadığı baskılara dayamayıp intihar eden baba, istanbula gitme hayali kuran köylü kız falan derken aynı şey bu kısım içinde geçerli. Sanki Ali Özgentürk'ün yıllarca içinde sakladığı binlerce cümleyi aynı film içinde aynı ağırlıkta söylemesi gerekiyormuş gibi... Kelimelerin içi bomboş. Şimdi Oyunculuklara girişiyorum: Allahım onlar için ne diyeceğimi bile bilemiyorum. Gerçekten tek beğendiğim performans Ekrem'i canlandıran Muhammet Uzuner'in performansı. Hakan Eratik ve Sezen Aray oyunculuğu bıraksalar yeri. O ağlamalar, bağırmalar, o çıkışlar falan nedir öyle, insanın bir silah çıkarıp karakteri vurası geliyor. Gürgen Öz, maalesef ki tipinin verdiği gevşeklik nedeniyle bu kadar ciddi olması gereken bir rolün altından kalkamıyor. Udo Kier' e gelince o abartıya katlanmak gerçekten çok güç. Tabii bütün bu beceriksizliklerden Yönetmeni sorumlu tutuyorum. Şimdi çekimlerine girişiyorum: Ne yapmak istediğine karar veremediğinden olsa gerek kamera hareketleri, sekansları falan da bir o kadar beceriksiz ve dağınık. Bartok'un pariste bir davette türkü söyleyen kadınla yaptığı konuşmada, kesmek istememiş misal, o yüzden de kadını yok ederken kamerayı yukarı çıkarıvermiş, bir gökyüzüne bakıyoruz manasızca sonra bir bakıyoruz kadın gitmiş. Evet farkındayım onu yaparken adamın özleminden dem vurmuş da olmamış ki, o olmamış yani. Bunun gibi onlarca sahne de söyleyebilirim. Gerçekten de festivalde olmasaydık hayatım boyunca yarısında çıktığım ilk film olma şerefine erişecekti bu Görünmeyen. Düşündükçe sahnelerini delirecek gibi oluyorum. Araya serpiştirdikleri beceriksiz komiklikler, güzel bir türkücüye rol verdik diye bir ara konsere dönüşen sahneler, filmin adının bir sebebi olsun diye ağzı burnu kapalı adamların üstüne atlayan ve neden olduğu belli olmadığı halde görünmeyenim ben diye bağıran adam... Her saniyesi üzerine söylenebilirim bu filmin. Belki güzel bir hedefle yola çıkmıştır bilemem, elbette o kadar emeğe bu kadar çemkirmek de ayıp diyebilirsiniz ama kötü film de kötü film işte. Ve sinemanın bu çirkinliklere maruz kalması bazen insanı çileden çıkarıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder