13 Şubat 2012 Pazartesi

BAD TIMING-Nicolas Roeg 1980

SPOILER IÇERIYOR ONA GÖRE...
Filmi izledikten sonra biraz araştırma yaptım ve en beğendiğim sahnelerin zaten sinema tarihine geçtiğini fark ettim. Yeni bilgiler hep beni sevindiriyor.

Bir kere film erkeği anlatıyor. Erkeğin ilişkideki süreci, bakışı ve hareketlerinin nedenleri üzerinde duruyor bana göre.
Filmde; obsesif hale gelen erkek kesinlikle kadına aşık değildir. Erkek egosuyla sahip olamadığı şeyi takıntı haline getirmiş ve "ya benimsin ya toprağın" diye de noktayı koymuştur. Filmin en başında, daha belki de ilk buluşmalarında kadına zaten hiçbir zaman güvenmeyeceğini açık ediyor erkek, "bu kadar güzel yalan söylemeyi nasıl beceriyorsun" diyerek. Zaten daha sonra da ona söylenen yerine yarım yamalak gördüklerini, o kadar yorumlamaya çalışmıştır ki ilişkisini yaşamak yerine sürekli karşısındakini ve o ilişkiyi sorgular hale gelmiştir. İlk başta beğendiği ne kadar özellik varsa kadında, onların hepsinin değişmesini istemiştir fakat kadın değiştirmeye kalktığında bu sefer de bir önceki haline sahip olamadığı için kaçmak istemiştir. Nitekim kadının evi toparladığı, güzel güzel giyindiği ve güler yüzle onu karşıladığı sahnede, kadının sevişmek yerine konuşmak istemesi üzerine kaçmasını buna bağlıyorum. Bunun üzerine kadının, "istediğin buysa" diye başlayan ve üstünü parçalayıp adamla sevişmeyi kabul etmesiyle devam eden isyanını görmezden gelerek, merdivende onunla sevişmesini ise erkeğin o bencilliğinin somut bir göstergesi olarak değerlendiriyorum. Tutkuyla başlayan ilişkinin sonucunda bu tutku öğesini paylaşma olasılığının rahatsız ediciliği altında ezilmiştir. Kadının öleceğinden emin olduktan sonra tecavüz etmesinin sebebi de budur aslında. Sonunda tam olarak sahip olacaktır ve diğer bütün olasılıkları ortadan kaldıracaktır. Üstelik bu noktaya gelen erkek aslında psikanalisttir ve alanında oldukça başarılı bir portre çizmektedir.
Gelelim kadına; dengesiz, tutarsız, partici bir portresi olmasına rağmen aslında aşık olan kişi kadındır. İlişkisini sorgulamadan, karşısındakini yargılamadan bu aşkı yaşamak istemektedir. Adamın bütün zincirleme hamlelerine karşın özgürlüğünü korumak istediğini söylerken aslında ilişkisini yürütebilmek için her yolu da denemiştir. Merdiven sahnesi de zaten bunun en iyi örneği.
Kadın erkeğin sevgisine sahip olmak için kendisinden vazgeçebilir ama erkek kadına sahip olabilmek için onun hayatını bile sonlandırabilir.
Filmin en sonunda ise o berbat amaliyatlardan kurtulan, tecavüze uğramış kadın hayatına devam etmeyi başarabilirken adam olduğu çaresizliğe tıkılmış ve hala kadını sayıklamaktadır.

Gelelim filmin diğer taraflarına:
Filmin en güzel sahnelerinden biri bana göre açılış sahnesi; saha sonra aslında beraber gittiklerini anladığımız sergide adam bir resme kadın başka bir resme bakmaktadır. Tom waits ile süslenen bu sahnede aslında her ikisinin baktığı resimler, birbirlerinden ve ilişkilerinden beklediklerini de göstermektedir.
Bir diğeri ise kadının bir aylık kaybolma sürecinden sonra ilk karşılaşmaları, etraftaki herkesin bulanıklaştığı, kelimelerin ağızdan daha sonra çıkmaları falan derken, gerçekten resim gibi, büyüleyici bir sahne.
Ve fakat:
Geçişlerin arasında özellikle ilk yarıda neredeyse hiç bağlantı yok ve o keskinlik insanı rahatsız ediyor. Ama daha sonra bu durum tamamen değişiyor.
Kadının hastanede can çekişmesiyle, ilişki arasındaki bağlantılar tekrar tekrar izlenerek analiz edilmeye değer.
Kaset meselesi ve dedektifin evindeki sahne, hatta dedektifin film süresince itiraf ettirmekteki obsesyonu son derece önemli. Erkekler birbirlerine benziyorlar aslında...
Saate bu kadar odaklanmanın abartıldığını düşünüyorum.
Kadın ve kocasının dosyalarının erkeğe geliş yöntemi ise son derece tatsız buluyorum.
Sanki bir iki sahne olmasa da olurdu ama belki de benim anlayamadığım bir gereklilikleri vardır.
Netice itibariyle; izleyin bir an önce bence...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder